2001 Krizi ve Kemal Derviş Kanunları

Türkiye’nin “Kara Çarşambası” olarak da bilinen 2001 krizi, ülkede büyük değişikliklerin yaşanmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük ekonomik krizi olarak tarihe geçmiştir. Oluşma nedenleri 90’lı yılların ortalarından beri süregelse de yaşanan siyasi kriz, pimi çeken son nokta olmuştur.

2001 Krizi
Yani 2001 krizi nedeni, sanıldığı aksine Ecevit – Sezer gerginliği değildir. Bu gerginliğin patlak vermesi, bardaktan taşan son damla olarak ele alınabilir.

Nedenlerini genel olarak ele alacak olursak; Körfez Savaşı, 1994 krizinden arta kalanlar, 1998 Rusya krizi, Marmara ve Düzce Depremleri ile büyüyüp, Ahmet Necdet Sezer ve Bülent Ecevit arasındaki siyasi gerginlik ile 20 Şubat 2001’de patlak vermiştir.

Dönemin koalisyon hükümeti - Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz
Dönemin koalisyon hükümeti – Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz

Gene yanlış anlaşılmamalıdır ki, krizin nedeni sadece dönemin başbakanı ve cumhurbaşkanı arasındaki gerginlik değil, uzun bir sürecin birikmesidir.

1998 yılında Asya ülkelerinde yaşanan ekonomik kriz, ithalat ve ihracat alanında dünya ekonomisinde önemli etkiler yaratmıştır. Yılın sonlarına doğru Rusya’da ekonomik bunalım büyümüş ve yerel bir krize dönüşmüştür. Bu nedenle Türkiye, en önemli ihracat ve turizm partnerini kaybetmiştir.

17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri, ciddi kayıpların yaşanmasına neden olmuş, Türkiye sanayisinin can damarı olan Marmara Bölgesi’nde üretimin durmasına sebep olmuştur.
Tüm kayıpların bedeli, 13 milyar dolar olarak kayıtlara kazınmıştır. Ekonomi, %6 oranında küçülmüştür. Enflasyon rakamları %70’e ulaşmış, bütçe açıkları artmış ve hazine faizlerinin yıllık ortalama bileşik oranı %106’ya yükselmiştir.

Sonuçta IMF stand-by desteği ile üç yıllık bir program uygulama koymuştur.

Enflasyonu Düşürme Programı ile milenyum başlarında tam da istendiği gibi ülkeye sermaye girişleri çoğaldı. Fakat reel kur değerlenme eğilimi gösterirken, hızla artan ithalat sonucu dış açık ciddi boyutlara geldi. Sonuçta bankaların likidite talebi arttı. Çünkü bankaların aktiflerinin önemli kısmı, hazine kağıtlarından oluşmaktaydı. 2000 yılının Kasım ayında, likidite sıkışıklığı maksimum seviyeye ulaşmış ve “Likidite Krizi” adı verilen bir kriz doğmuştur.
Kasım ayında patlayan Likidite Krizi nedeniyle Ekim ayında %39 luk gecelik faiz, Kasım ayında %95’e fırlamıştır. Aralık’da %183’e çıkarak, büyük bir krizin kapıları gözükmüştür.

19 Şubat 2001’de Çankaya Köşkü’nde toplanan MGK, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in sert konuşmasıyla başlamıştır. Nedeni ise, yaşanan yolsuzluklara karşı Sezer’in, Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirmesine Ecevit’in sitem etmesi olmuştur. Konuşmasında hükümetin icraatlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir.
Kendisinin kamuoyu önünde küçük düşürülmeye çalışıldığını söyleyen Sezer’e Ecevit’in “bitti mi?” demesiyle konuşma alevlenmiştir.
Sezer’in Anayasa’dan bahsettiği sırada Hüsamettin Özkan’ın “O Anayasa’yı bir de biz görelim” demesi üzerine Sezer, Ecevit ile Özkan’ın bulunduğu tarafa kitapçığı fırlatmıştır. Ecevit ve Mesut Yılmaz ardından salonu terk etmiş, Özkan ise kitapçığı aynı şekilde Sezer’e fırlatmıştır.

İşte bu olaylar sonucunda, zaten zayıf ve savunmasız durumda olan Türkiye ekonomisi, siyasi gerginliğe hemen cevap vermiştir. O gün Merkez Bankası’ndan 7.5 Milyar dolar çekilmiş ve 2001 Krizi tüm şiddetiyle gelmiştir.

Sonuçlarından bahsedecek olursak, 21 Şubat tarihinde bankalar arası piyasada gecelik faiz %6200’e çıkarken, ortalama %4018.6 olmuştur. Türk lirasına karşı saldırılar olmuş, döviz rezervleri hızlı bir şekilde erimiştir.

Bankalar kapandı, şirketler battı, milyonlarca kişi işsiz kaldı. İşsizliğin tavan yaptığı ekonomide esnaflar kepenk kapatarak protestolar yapmaya başlamıştı. Akıllarda kalan bu protestolardan en önemlisi hatta krizin simgesi, bir esnafın Ecevit’e yazarkasa fırlatmasıydı.

Bu ciddi zararlar sonucunda, devletin bizi kim kurtarır arayışı, Dünya Bankası Başkan Yardımcılarından Kemal Derviş ile sonuçlanmıştır. Türkiye’ye getirilmiş ve ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı görevi verilmiştir. Derviş Türkiye’ye geldiğinde, adeta bir pop yıldızı edasıyla karşılanmıştır. Ardından kısa süre içinde Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” yürürlüğe girmiş ve olumlu etkileri görülmüştür.

Bu kurtuluş planı sonrasında IMF’ye niyet mektubu verilmiş, iktisadi etkinliği sağlayacak reformların yapılacağından ve enflasyonla mücadelenin gerçekleştirileceğinden bahsedilmiştir. Gelir dağılımı ile ilgili adaletsizliğin ortadan kaldırılacağı, sürdürülebilir büyüme ortamının oluşturulacağı taahhüt edilmiştir.

Ecevit ve Kemal Derviş
Ecevit ve Kemal Derviş

Bu reçete, halk tarafından isyanla karşılanmış, bazı bakanların istifasına sebep olmuştu.

Mektup sonrasında, TBMM’den 15 tane Derviş Kanunu olarak adlandırılan kanun geçmiştir. Bu kanunlar: Uluslararası Tahkim Yasası, Telekom Yasası, Şeker Yasası, Tütün Yasası, Tuz Yasası, Doğalgaz Piyasası Yasası, Merkez Bankası Yasası, Bankacılık Yasası, Sivil Havacılık Kanunu, Kamulaştırma Yasası, Bütçe Değişikliği Yasası, Görev zararları ve bazı fonların tasfiyesini öngören yasa, Ek Bütçe yasası, İhale Yasası, Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası.

Kanunların temel özellikleri ise özelleştirmeler ve rekabetin artırılması olmuştur.

Kemal Derviş’in planı ülkeye istikrar getirmiştir ve krizin üstünden 6 ay geçtikten sonra ihracat % 13 artış göstermiştir. İthalatta ise % 16 oranında daralma olmuş, turizm gelirleri artmıştır. Dış ticaret açığı ile cari açıklarda azalmalar yaşanmıştır. Derviş Kanunları ve bu rotadan sapmayan politikalar sayesinde ülkede uygun ve olumlu ortam oluşmuştur.

Olumlu ilerlemelere rağmen medyanın, koalisyon hükümetinin üzerine gitmesi, hükümetin ABD’ye Irak Savaşı öncesi destek vermemesi, erken seçimi beraberinde getirmiş ve seçimlerde AKP tek başına iktidar olmuştur.

[embedyt] https://www.youtube.com/watch?v=YkvGKYl7hNI[/embedyt]

Kaynak: Devlet Arşivleri

Son Yazılar

Leave a Comment