Galileo Galilei ve Teleskobun İcadı

Galileo’nun evde yaptığı teleskop, Dünya’nın Güneş etrafında döndüğüne ilişkin kanıtlar sunarak Kilise’nin öğretisine meydan okudu.

Astronom Galileo Galilei, miladi 7 Ocak 1610’da yeni imal ettiği teleskobunu gökyüzüne çevirdiğinde, bir ışık noktası gördü. Baktığı bu nokta Jüpiter’di. Bu noktaya bir de dört küçük yıldız eşlik ediyordu. Bunlar, gerçekte dev gezegenin etrafında dönmekte olan aylarıydı.

Galileo’nun gördüğü bu manzara, gökteki tüm cisimlerin Dünya’nın etrafında döndüğünü varsayan, Kilise’ye ait geleneksel anlayışa aykırıydı.

Evrenin doğasıyla ilgili geleneksel inanışlar katıydı ve uzun zamandır hüküm sürmekteydi. Katolik Kilisesi ve üniversiteler 300 yıldan beri, Eski Yunanlılar tarafından önerilen teorileri kabul etmişti.

Dünya evrenin merkezinde sabit olarak duruyor ve gökteki diğer cisimler onun etrafında dönüyordu. Hiç kimse ayda, gezegenlerde ve yıldızlarda bulunan engebeleri göremediğinden, bunlar daire şeklinde dönen mükemmelliyet modelleri olarak kabul edilmekteydi.

Galileo’nun yaşadığı dönemde bu dogma eski gücünü az da olsa kaybetmişti. Polonyalı papaz ve matematikçi Copernicus (Kopernik) 1543’te Güneş’in her şeyin merkezini oluşturduğunun kabul edilmesi durumunda gezegenlerin hareketlerinin daha kolay açıklanabileceğini öne sürmüştü.

Giordino Bruno 1600 yılında dine aykırı düşüncelerinden dolayı (bunlardan biri Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü konusundaki ısrarıydı) kazığa oturtularak yakıldı. Galileo, neyle karşı karşıya olduğunu anlamıştı.

Galileo Galilei

Galilei, sonraları çeşitli temel hareket yasalarını şekillendirmesine yardım edecek olan çalışmalarına 1582’de 18 yaşındayken başlamıştı.

1609’da Padua’da matematik profesörüyken, bir tüpe iki mercek yerleştirerek ilkel bir teleskop yapan Hollandalı gözlük yapımcısı Hans Lippershey’in adını duydu. Galileo da kendine, cisimleri üç kez büyütebilen bir teleskop yaptı.

Birkaç ay içinde 32 kez büyütebilen bir teleskop yapmayı başardı. Bu teleskopla gökyüzünü incelediğinde, Kilise’nin dediği hiçbir şey doğru değildi. Ay yüzeyinde Kilise’nin dediği gibi mükemmel bir biçim yoktu. Kraterler, dağlar çoktu.

O güne değin bozulmamış olarak kabul edilen Güneş’in üzerinde lekeler vardı ve Jüpiter’in de kesinlikle Dünya’nın etrafında dönmeyen ayları vardı. Ayrıca bir sürü bilinmeyen yıldız vardı.

Kısacası Galileo’nun teleskobu Güneş’in etrafında dönen, yalnızca bir gezegen olan ve yaratılışın merkezinde yer almayan bir Dünya üzerinde yaşadığımız yönünde ikna edici kanıtlar sundu.

Galilei’nin 1610 yılında yazdığı Yıldızların Habercisi yazımında da açıkça gösterdiği üzere Kopernik haklıydı ve Kilise’nin öğretisi yanlıştı.

Alman astronom Johannes Kepler’in ayrıntılı gözlemlerine dayanılarak gezegenlerin mükemmel daireler değil, aksine elipsler çizdikleri görülebiliyordu.

Kepler bir gezegenin hızını ve yörüngesini açıklamaya yönelik üç yasa tasarladı ve Kopernik ve Galileo’nun teorilerini destekledi.

Fakat Dünya’nın hareket etmekte olduğunu kanıtlamak Galilei için henüz kolay değildi. 1615 yılında Kilise meydan okumaya cevap verdi.

Papa, Güneş’in merkezde ve sabit olduğunu savunan doktrinin “yanlış, saçma, biçimsel olarak dini inanışa ve Kitabı Mukaddes’e aykırı olduğunu” söyledi. Galileo’ya görüşlerini değiştirmesi gerektiğini bildirdi.

O da 1932’de kamusal yaşamdan çekildi ve o yıl Kopernik’i destekleyen “İki Büyük Yer Sistemi, Ptolemaios ve Kopernik Sistemleri Üzerine Konuşmalar” adlı kitabıyla tehlikeli bir geri dönüş yaptı.

Dini inanışa karşı geldiğinden Galileo’nun Roma’ya gelmesi ve sözlerini geri alması emredildi. Galilei 1642’deki ölümüne kadar fiilen ev hapsinde kaldı fakat bu fikirlerinin yayılmasını engelleyemedi.

Dini dayatma bilim karşısında çözülmeye başlamıştı.

[embedyt] https://www.youtube.com/watch?v=6dW32J7GDG8[/embedyt]

Son Yazılar

Leave a Comment