Kur’an Latin Alfabesiyle Doğru Okunur mu ? Atatürk’ün Tekirdağ Anısı

Babam anlatıyordu: Tekirdağ’da öğretmen bulunuyordum, aynı zamanda Muallimler Birliği reisiydim. Birden bana haber geldi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Hazretleri’nin Tekirdağ’a gelmiş olduklarını, muallim arkadaşlarla birlikte derhal oraya iştirak etmemiz gerektiğini bildirdiler.

 

Gittiğimizde Atatürk, etrafında bulunan zevatla görüşüyor, aynı zamanda onları teker teker Latin alfabesinden imtihan ediyordu. Fransızca bilenler başarı gösteriyor, bilmeyenler şaşkın şaşkın duruyorlardı.

Bu durum karşısında Atatürk, hazır olanlara hitaben: “Şimdiye kadar hazırlanmalıydınız.” diye bir serzenişte bulundular. Bunun üzerine hakikatı açıklamanın lazım olacağını düşündüm ve kendisini selamladıktan sonra:

 

“Paşa Hazretleri,” dedim; “evet, buyurduğunuz gibi, bizleri hazırlanmış görmediniz. Müsaadenizle sebebini arz edeyim.

Bundan beş on gün evvel, gazetelerde ‘önüne gelen Latin’i öğrenmeye kalkmasın, komisyonumuz tarafından resmi mühürlü bir alfabe yayınlanacak, o çıktıktan sonra gayret edilsin’ deniyordu.

 

İşte biz bu yüzden bekledik. Emir buyurun o alfabe bir an önce çıksın, göreceksiniz ki milletin ilmi ve selameti için yapacağınız bu yüksek devrim, hemen kabul edilecek ve yerine getirilecektir.”

Bunun üzerine Atatürk, yanıbaşındaki İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya, sözlerimi not etmesini söyledi. Ardından oradan ayrıldılar.

Tekirdağ halkının ağır tezarühatları içinde ilerlerken, eczacı Ekrem Bey’in eczanesi önünde durdular. Gözleri birisini arıyordu. Ardından duvar kenarında durmakta olan sarıklı ve cübbeli bir hoca efendiyi çağırdılar.

 

Atatürk bir kağıt alarak hoca efendiye uzattı: “Hocam, yaz bakalım: Vettini vezzeytuni ve turi sinin ve hazel beledil emin…” Hocaefendi tabii bunu eski harflerle yazdı.

 

Atatürk, yazıya göz attıktan sonra, “Hocam, ben bu yazdıklarını valtin valtizon diye de okuyabilirim, buna ne dersin?”

 

“Efendim, bunun üstünü var, esresi var, şeddesi var, meddi var. Bakınız, bunları koyduğumuz zaman aslı gibi okunur.”

 

Atatürk bunun üzerine ayeti Latin harfleriyle yazdı ve hocaya göstererek: “Görüyorsun ya hocam, bu harflerin şeddesi meddesi yoktur.” Dedi.

 

“Hem bak bu harflerle ne kadar kolaylıkla ve yanlışsız okunuyor.. İşte biz bunu düşünerek ve garp asarını da kolaylıkla öğrenmek, bütün cihana lisanımızı kolaylıkla öğretmek için Latin harflerini kabul ediyoruz. Buna ne dersiniz?”

 

“Çok güzel efendim, çok güzel. Diyecek bir şey yok. Allah muvaffak etsin.” Cevabını verdi hocaefendi. Atatürk, bundan sonra yapmakta olduğu inkılabı orada da temelleştirmiş olarak İstanbul’a hareket etti.

 

Tekirdağ halkı büyük liderlerini “Yaşa!” “Var ol!” nidalarıyla uğurluyorlardı.

[embedyt] https://www.youtube.com/watch?v=JM84I5AJ2ZE[/embedyt]

Kaynak: Bilge Bener, “Kur’an Arap Harfleriyle mi Yoksa Yeni Harflerle mi Daha Doğru Okunur?”, Cumhuriyet, 10.11.1948.

 

Leave a Comment